Pages

9 Ekim 2016 Pazar

Everyday Objects

Vanessa McKeown grafik tasarım ve editörlük diplomalarını çekmecesine koyduktan sonra, günlük objeleri fotoğraflamaya, renk ve dokularında yaptığı revizelerle farklı bir derinlik vermeye başlamış.


Sonuçta ortaya çıkan rengarenk portfolyosundan bir kaç görseli sizinle de paylaşmak istedim. Web sayfasını ziyaret etmek isterseniz yada instagramına göz atmak belki, yada yok ben direkt satın almak istiyorum derseniz tüm kontak bilgilerini post'un sonunda paylaşıyorum. 

NIKE







Party Food

Party Food






Candy Crush




Fruloons & Vegaloons






Emoji Poo Ice Cream







Sevgiler, Gamze

5 Ekim 2016 Çarşamba

Gercek Kesit

Source
Selam yabancı, beni hatırladın mı? Uzun zamandır buralarda yoktum. 6 ay önce yeni bir filme başladım. Imzayı atar atmaz Barbados'a gittik. Ne yolculuktu! Gider gitmez güzel bir uyku çekerim diye düşünürken yolculuk uzadı da uzadı, bir ara makinist treni durdurmak zorunda kalınca patladım: Adrian! diye bağırdım asistanıma! Bu lanet tren bizi bir hiçliğe mi götürüyor yoksa ben kendimi penceren atıktan sonra intihar süsü verip yasımı mı tutmak istiyorsunuz? Hangisi? Ah dostlarım, elbette bunları hiçbiri değildi, ama  o an, ayaklarımın altında uzanan masmavi okyanusa karşı martinimi yudumlayamadığımdan olsa gerek (ki şu an durum bu) olaylara farklı bir perspektiften bakıyordum:)

Star olmak kolay değil nane şekerim! Hele benim gibi genç güzel ve yalnız bir kadınsanız etrafınızda her zaman imza istemek için bekleyen hayranlarınız olur. Gittiğiniz heryerde onlarca insan, ellerinde fotoğraflarınızı taşırlar. Ve her yerde ama heryerde yüzünüze doğru patlayan flaşlar vardır. E dedim ya star olmak kolay değil. Topuğunuz mu kırılmış, sivilceniz mi patlamış, çorabınız mı kaçmış, artık acınız neyse içinize gömüp, flaşlara bakar ve var gücünüzle gülümsersiniz,  paparazzilerin insafına bırakırsınız kendinizi. Ertesi gün gazetelerde ...playboyla ilişkisi var! Sinir krizi geçirdi! "Sinemayı bıraktım" dedi yada alkolizmin batağına saplandı! gibi haberler okurum. Ne mi yaparım? Çok gülerim! Üzülmek mi? Asla üzülmem, ah damla sakızlarım, sizi öldürmeyen şey güçlendirir bilmez misiniz? Kahkahalarla gülerim hem de!


Source
Geçtiğimiz hafta yönetmenimle bir partiye gitmek için yola çıktık. gitmeden pudramı tazelemek için bir kitapçının vitrinine kafamı uzattım. O da nesi! İçerde kapağında kocaman bir resmimin olduğu bir kitap var! Resme biraz daha yakından bakınca -geçen sene gişe rekoru kırıp sonraları klasikleşen filmimin- gala gecesine giderken, dostum Victoria tarafından çekilmiş fotoğrafım olduğunu fark ettim. Çok özel bir an değildi kuşkusuz ama haberim olmadan bir kitabın kapağında da görmeyi beklemiyordum doğrusu!


  

Victoria'ya çok kızmıştım! Nasıl benim haberim olmadan fotoğrafımı yayıncılarla paylaşmıştı, sırtımdan para mı kazanmıştı, daha kötüsü yüzüm eskiyecekti! Sinirle içeri girdim,  kitabı elime aldım, ilk sayfayı çevirdim ama o da nesi :kapak görselini hazırlayan kişi Victoria değildi ki! Evet resmi Victoria çekmişti, resmi çekilen de bendim ve herşeyi dün gibi hatırlıyordum ama yayınevi kapak görselinin başka bir kişi tarafından hazırlandığını yazmış, fotoğrafı çekilen kişi hakkında ise 2 kelime dahi bilgi verme gereği duymamıştı. YAYINEVİ SANKİ BÜTÜN KAPAK TASARIMI KENDİ ESERİYMİŞ GİBİ HAREKET ETMİŞTİ. ZAHMET EDİP KAPAK GÖRSELİNİN KİME AİT OLDUĞUNU ARAŞTIRMA GEREĞİ BİLE DUYMAMIŞTI. Ben böyle durumları pek anlamam sevgilim, genelde yardımcılarım koşarlar bunlar için ama bu durum için dünyanın her yerinde tek bir kelime kullanılır ki Hollywood terbiyem gereği şu an söylemeye dilim varmıyor...

LOVE,
AUDREY

Bu Neydi Şimdi? Di mi?




2010 yılından beri bez bebekler yapıyorum. Audrey ilk yaptığım bebeklerdendi. Bir kac sene önce, .... Kitabevi'nde gezerken rafta bir kitap gördüm. Görür görmez de kalakaldım! Kitabın kapağında yaptığım bebeklerden biri vardı. Üstelik de benim çektiğim ve ETSY'e koydugum bir fotoğraf kullanılmıştı. "Vay bee" ydi! Tabii merakla hemen içine baktım ama benden eser yoktu. Adım sanım yada görselin alındığı web sitesi falan ı ıh hiç birşey. Vay arkadaş dedim içimden. Milyon görsellik Google dünyasından beni mi buldun yahu? Bebeklerin telif hakkını kismen almıştım o yüzden o gazla hemen kitabevini aradım, durumu anlattım. Efenim sizi buraya davet edelim, efenim konuşalım efenim diyen telefondaki beyefendinin ricası ile Volkan'la gittik kitabevineeee. Tabii gitmeden önce ben avukatımı da bilgilendirdim, bilgilendirdim bilgilendirmesine de bu patent işlerinin bu kadar sinir bozucu olacağını daha bilmiyorum o büyülü anda. O anda henüz hiieeyytt diye nara atıyorum içimden son gaz!
Neyse.
Cumartesi.
Taksim'de bir yer.
Ben anlattım durumu. Çok üzüldüğümü ve şaşırdığımı söyledim önce , neden benimle bağlantıya geçmediniz dedim? "Efenim de efenim, valla biz de bilmiyorduk efenim," demedi tabii bu beyefendi, bir dakika dedi onun yerine, ben sizi grafiker arkadaşla görüştüreyim. İyi dedim görüştürün, ne görüşeceksem. Telefonda bi ses o kadar masum o kadar iyi niyetli ki... Belli ki o da çok üzgün bu durumdan. " Çok özür dilerim ben bu işten (ne kadar olduğunu yazmayacağım, onun yerine"süper komik" diyeceğim siz anlarsınız) "süper komik" bir para aldım, şu kadarını harcadım ama şu kadarını size verebilirim..." Nasıl bir muhabbet bu diye düşündüm o zaman. Konu saçma bir noktaya doğru gidiyordu. Yok dostum dedim tabii, süper komik paran cebinde kalsın. Benim amacım kimseyi zor duruma düşürmek falan değildi.

Sticker yaptırabilir misiniz, kitapların arasına koyarsınız dedim?
"Yok" dediler, "çok masrafLI olur."
Volkan, "ben grafikerim ben yaparım tasarımını" dedi, "baskı işini de hallederiz" dedi.
"Bunun için kitapları toplatmak lazım, mümkün değil" dediler.

Blablabla
Bişeyler bişeyleyler işte. Aslında bu kadar bile yazmayacaktım özet geçecektim ama uzattım istemeden. Sonuç olarak yayınevi ben bir şey yapamam kardeşim avukatlarımız görüşsün dedi. Ki bu da en mantıklı şeydi aslında yapılacak. Avukatla görüştük: Gamze Hanım bu çok masraflı ve uzun bir dava süreci olabilir dedi. Meğerse sadece marka yada tasarım patentini almak yetmiyormuş. Tasarım patentini oldukça detaylandırmak gerekiyormuş ki sizin eserinizden bir şekilde faydalandığını düşündüğünüz biri olursa hayt huyt yapabilesiniz. Bütün bu badireyi atlattıktan sonra önlemleri aldım tabii ki ama ama eşşeğimiz Niğde İl Sınırı'ndan selfie gönderdi artık.

Bir çok arkadaşım saçmalama kızım git üstüne dedi. Ama o kadar gıcık oldum ki, e bir de avukat durumu iyice anlatınca bize, selam verip borçlu çıkmaktan korktum açıkçası. Bir gün çıkar bunun acısı dedim içinden (çok inanırım ilahi adalet işlerine) bastım gittim.

Bari, dedim aradan zaman geçince, bir hikaye yazıp paylaşayım insanlarla, bari bunu yapayım... İşte o zaman çıktı yukardaki mini öykü:)

kendime de aldım bir tane. hatıra olarak saklıyorum :)))
Yani;
Yazan, çizen, ören, diken, çoğu zaman sabahlara kadar çalışıp, masa başlarında uyuklayan pamuk kalpli arkadaşlarım: Benim başıma gelmez demeyin. Dikkat edin, herşeyin üzerine (salak gibi ben hala yapmıyorum gerçi) watermark'ınızı basın.

Bir gerçek kesitin daha sonuna geldik:)
İyi bakın kendinize

Sevgiler, Gamze



13 Eylül 2016 Salı

Stranger Things


source
70'ler havasi olsun, biraz korkunc olsun, sevimli de olsun, Winona Ryder olsun, paralel evren olsun, uzaylilar olsun, guzel kahramanlar olsun, mk ultra olsun ve bir oturusta hepsi bitsin. Iste dizi budur arkadaslar. STRANGER THINGS. Muhtesem! Buradan dizinin yaraticilari Matt Duffer ve Ross Duffer kardesleri tebrik ediyorum : Sevgili Matt, Sevgili Ross bize boyle seylerle gelin arkadaslar. Civileyin bizi o koltuklara ki kalkamayalim; ne ocakta yemek kalsin, ne de copu istemeye gelen kapiciya kapiyi acabilelim. Devam!


 

 Sevgiler, 
Gamze


12 Eylül 2016 Pazartesi

Terapi

Insanların bebeklerini yapmak bana cok ilginc geliyor. Yaptigim her bebek bir hikaye cünkü. Biyografi yazmak gibi. Herkesin anladigi ama konusmadigi bir dilde. Hicbirsey yokken ortada hayat vermek ve icini yazmak gibi. Yaptigim sey bende boyle anlam buldugundan, ne zaman "kisiye ozel" seyler ureten insanlar gorsem yada tanissam cok ortak noktamiz oldugunu dusunuyorum. Cok farkli seyler yapiyor olsak da aslinda ayni yerden cikiyoruz yola. Elimize igneyi, makasi, tahta parcasini, cami, kalemi... aldigimiz anda gelen siparisin dunyasina giriyoruz. Biz buna terapi diyoruz cogu zaman, bazilari siparis diyor:)






Sevgiler,
Gamze

7 Eylül 2016 Çarşamba

Sonunda..Bye Bye Kurumsal:)




Sonunda bitti. Nihayet özgürüm. Gectigimiz gunlerde beyaz yakali mega kurumsal isimle vedalastim. Hem de feci tatsiz feci meymenetsiz bir sekilde. Ama onemli degil cunku karsiliginda ruhuma geri kavustugumu hissettim. Zaten  babamin sirketi olmayan bu yerde (ki olsa bile banane) cogumuz gibi sadece isimi iyi yapayim ve gideyim kafasini yasiyordum. Hayir diyememe hastaligimi koz olarak kullanmaya alismis cok saygideger idarecilerim yuzunden tamam onu da yapayim, tamam sana da yardim ediyim, tamam gecici bir sure dedi patron zaten yapiyim noolucak seklinde gecec 6 yilin sonunda ilk kez hayir dedim ve isten ayrilmamla sonuclanan bir surece girmis oldum. O kadar mutluyum ki! Icimde gram sinir yada ofke yok. E tabi gecen belli bişr sure var ortada, gayet luzumsuz isler yaparak.. Ama tonla sey ogrendim gerekli gereksiz (tamam cogu gereksiz) bir suru insan tanidim. Bir liste yaptim bugun mesela artilar eksiler nedir diye:


  • hicbir zaman yapmayi dusunmedigim bir iste muthis uzmanlastim:)
  • muhtemelen %95 ile bir daha hic gorusmeyecegim bir suru is arkadasim oldu
  • dedikodu yaptim (itiraf ediyorum, hem de bir suru)
  • hergun cikip gitmeyi dusundum.
  • benim yarim kadar bilgi sahibi olmayan insanlara sirf bu isler boyle yuruyor diye saygi duyuyormus gibi yaptim
  • yalakalik yapmayi beceremedim (biraz becerebilseydim iyiydi aslinda, yalakalik sartmis boyle islerde onu ogrendim)
  • gercekten de pazar gunu aksaminin cehennem atesinde yanmak oldugunu deneyimledim. "yarin pazartesi sendromu" , "pazartesi sendromu" ndan 1000 kat beter
  • insanlarin gercekten isi icin kendişne yatirim yaptigini gordum. ve buna kesinlikle saygi duyuyorum. kariyer hedeflerine giden yolda aldrılan her gram yağ kutsaldir:)
  • böyle işyerlerind egerçekten ve gerçekten de dış gürünüşün ve belli markaların urunlerini göze soka soka giymenin statü belirlediğini gözyaşları içinde (gulmekten tabbiki) gördüm. her marka değil tabii, beyaz yakalı cennetinde kabul gören markalar var, onlar, siz bilmezsiniz, fakirleeer:))
  • bugun yillkar sonra ilk defa salondaki kanepede otururken bilmem kimin ihracatinin nasil yapilacagini dusunmedim. daha dogrusu aklima geldi de amaan bosver bananeee dedim. nasil guzel geldi yarebbim:)
  • yasadigim yerin aslinda bir ev oldugunu idrak ettim. gercekten cok tuhaf bir histi. gunduzleri insanlar ne yapiyor hep merak ediyordum. annemin karnindan ciktiigimdan beri is hayatinda degilim tabii ki ama ofiste bir bilgisayar karsisinda omrunuz gecerken Cyborg e baglayip normal insan olmayi unutuyorsunuz. 
Bir taraftan icimde tarifsiz bir sevinc var. Ben yillardir bebekler yapiyorum zaten. Yillardir yarattigim zombi bebek aleminde yasiyorum zaten. Sabah gozumu onlarla aciyorum, gece son gordugum sey dikis makinesi oluyor zaten. Kendime niye iskence yaptiysam bunca zaman. Ve neden sevdigim seyin bebek yapmak oldugunu soyledigimde insanlarin ,bunun tamamen bir hobi oldugunu soylemelerine izin verdiysem bilmiyorum.  Topluma ayak uydurayim,sigortam olsun, her ay hesabima bir para yatsin , patronum para kazansin, bilmemnerdeki hastane bilmemnerde calstigim icin yuzde 10 indirim yapsin,  az zamanda cok is bitireyim, mesaiye kalayim, patronum daha cok para kazansin, bir saatlik yemek molalarim olsun, bir suru takim elbisem olsun, tirnaklarimda raki beyazi french manikurum olsun, patronum daha daha cok kazansin, ve iste ben de boyle mutlu mesut yasayip gideyim.

Neyse. Velhasil kelam bitti.
OHH BEE!



Sevgiler,
Gamze



 
BLOG TEMPLATE BY DESIGNER BLOGS