Tugce 5 yasındayken annesi O'na bir yavru kedi almış. Kediciğin gözleri yosun gibi yemyeşil olduğu için Tugce kedinin adını ''Yosi'' koymuş. Beraber harika zaman geçiriyorlarmış. Hatta bir gün Tugce Yosi'yi anaokuluna bile götürmüş ama meraklı Yosi etrafta turlarken kaybolmasın mı? Tuğçe çok üzülmüş, başlamış ağlamaya, ama ne ağlamak, göz pınarları kuruyana dek ağlamış. ne arkadaşları ne öğretmeni kimse dindirememiş üzüntüsünü, derken akşam olmuuuuş. Tuğçe üzgün, bir elinde ağlamaktan akan burnunu sildiği peçetesi, bir elinde o gün yaptıkları boyama kitabının eve ödev verilen sayfaları servisin yolunu tutmuş. Tam o sırada kum havuzunda oynarken gördüğü çocuk yanına gelmiş: - eğer ,demiş, kedinin nerde olduğunu söylersem - evet! - onu nasıl bulacağını söylersem - eveeet! - yani şu anda tam olarak nerde olduğ... - söyleeeeeee! - şimdi sana söyleyeceğim şeyi yapacağına bana söz verir misin? - neymiş o? - söz ver! yoksa söylemem! - hımm...